Nuray Bekoğlu ve Alican
Biz üç senelik evli bir aileydik. Fakat bebeğimiz olmuyordu. Bunun üzerine o yaz karar vermiştik bu işte uzman birilerinden yardım alacaktık. Bir tesadüf sonucu o yaz isteklerimiz yanımıza kadar geldi. Destek aldığımız doktorun kuzeni ile tanıştık. Ona bu durumu bahsettiğimizde o da bize o zamanlar Yrd. Doç. olan kuzeninden ve ekibinden bahsetti.
Yaz bittiğinde evimize döndüğümüz zaman çok heyecanlıydım. Öylesine olumlu bakıyordum ki herşeye, olumsuz hiçbir düşünce yoktu içimde. İnançlıydım ve bilime inanıyordum.
Yapılan tetkikler sonucu tedaviye alındık eşimle beraber. Sorun eşimde azosperm saptanmıştı. Bunu zaten biliyorduk, bizi şaşırtan testler sonucu bende de yumurtalıklardan birinde çikolata kisti denen bir kist ortaya çıktı. Kistin büyüklüğü riskli bir boyutta olmadığından ve yumurtalığın kendi dokusunu bozmak istemediklerinden bu şekilde tedaviye başlandı. Tedavi yaklaşık bir ay alıyor. Tabi bu kistin olması doğurganlığınızı etkilemiyor fakat o yumurtalıktan beklenen verimin düşük olacağı hesaplanıyor.
Bize uygulanan tedavinin ismi mikroenjeksiyon tedavisiydi. Günlerce hastane ev arasında kan ver iğne ol ilaçlarını al arasında gidip geliyorsunuz. Birgün bile şikayetçi olmadım hastaneye gidip gelmekten. Aksine kendimi daha iyi hissediyordum.
İlk olarak hastane ekibi o kadar sıcak sevgi dolu ve yardımsever yaklaşıyorlar ki onlar aileden biri oluyor. Sizinle aynı hedefe yönelik birçok kimse ile tanışıyorsunuz. Siz onlara, onlar da size meraklı gözlerle bakıyor. Burada din dil renk maddi manevi ayrım yok herkes eşit bu daha çok iyi hissettiriyor herkese kendini.
Günler yaklaşıyor çatlatma iğnesi yapılacak yumurtalar beklenen büyüklüğe ulaştığında. O gün ve o saatten tam bilmem kaç saat sonra hastanede olmanız gerekiyor yumurta toplanma işlemi için. Ve o gün en büyük gün eşiniz tese ameliyatı olacak. O gün esimi ameliyata aldıklarında saatler geçmek bilmiyordu uyumaya çalıştım çünkü herşey ona bağlıydı olum sonuç alınırsa benden yumurta toplama işlemi yapılacaktı aksi takdirde ...
Bir hasta bakıcı geldi ve bana neden hala hazır olmadığımı, aşağıda beni beklediklerini söyledi, şaşırdım, sevindim demek ki sonuçlar iyiydi. Odada ben aşağı inmek için hazırlanırken eşimi getirdiler odaya. Öyle mutluydum ki. Neyse beni 1 - 2 - 3 şimdi uyuyacaksın dediler, dünyanın en güzel uykusuna verdiler. Ne güzel bir hismiş su anestezi dedikleri.
Uyandığımda herşey yolunda idi. Uygulamalar yapılmış bir kısım sperm de dondurulmuştu. Eve döndükten 12 saat sonra sonuçlar pek umduğumuz gibi çıkmadı. Benden toplanan yumurta sayısı çok azdı ve pek de verimli değillerdi. Spermlerin aktivasyonu da düşüktü. Sonuç inancımla paralel değildi. Birkaç gün biraz şaşkın ve üzgündüm.
Sonra doktorumuzla konuştuk, 2 ay sonra tekrar deneyecektik, çok fazla şans vermiyordu ve bu belki de son denememiz olacaktı bunu da söylemişti. Ben bu kez de aynı inançla o iki ayı beklemeye koyuldum. Bu kez sağlığıma yediklerime moralime daha dikkat ederek. Güzel kitaplar okuyup kendimi daha iyi hissettirecek filmler seyredip, kendi kendime arkadaşlarımla ve sevdiklerimle meditasyonlar yaparak iki ayı geçirip, bir ay da kendim ekledim bu iki aya.
Üç ay sonra tekrar tedaviye bağlamak üzere hastaneye döndük. Hastaneyi, oradaki ekibi herşeyi özlemiştim. Orası benim için hastane değil gibiydi. Bu kez farklı kısa bir tedavi uygulanacaktı. Bu gecen sure zarfında bilimde yerinde durmuyor ilerliyordu.
Bu oniki günlük tedavi çok iyi gidiyordu yine çatlatma iğnesi günü ve ardından yumurta toplama günü. Herşey çok yolunda gitti. Simdi beklenenden fazla yumurta ve kaliteli yumurtalar vardı elimizde. Dondurulan spermler çözülmüş mikroenjeksiyon isi yapılmıştı.
Döllenme işlemi çok iyi gidiyordu. 4.günün sonunda 5 tane embriyonun durumu çok iyiydi. Ve transfer günü gelip çattı. İlk seferinde bu anı yaşayamamıştım. Çünkü döllenme işlemi hiç gerçekleşmemişti. Embriyolar bir kateter vasıtası ile rahme yerleştirildi.
Şimdi sırada o kanda gebelik testi işlemini bekleme aşaması vardı. O günler o kadar gün gelip geçti, hiç geçmedi bana. Bu kez olacaktı bebeğim ya da bebeklerim, karnımdaydı bunu çok iyi biliyorum. O gün geldiğinde farklı bir kan merkezinde test yaptırıp o testi bizim oraya faksladım.
Doktorun telefonunu bekliyordum. O anı hiç unutmuyorum. Doktor aradığında beni tebrik ettiğini, testin pozitif olduğunu söyledi, "yani "dedim "şimdi sevinebilir miyim", "evet hamilesiniz" dedi. Eşimi aradım onun da arkadaşlarına "çocuklar bizim bir bebeğimiz olacak" dediğini duydum telefonda. Nasıl bir gündü anlatamam. Herkese haber verdik.
21 gün sonra bebeğin ilk kez kalp atışlarını dinlemeye hastaneye gittik. O tık tıklar var ya, duyduğum en güzel tıktıklardı. Çoğul gebelik beklerken hepimizi sevindiren şey oldu bebek bir taneydi. Benim bebeğim orda karnimin içinde, ilk tınılarıyla bana merhaba diyordu.
Alican, 22 Kasım 2004’de saat 12.55'de 3.670 gr., epidural sezaryenle dünyaya geldi. Hamileliğim hayatımın en güzel donemiydi. Karnımdan hiç çıkmasın istedim. Onbes gün önce dünyaya geldiğinde şaşkındım, ben hazır değildim çıkmasına. Daha vakti vardı, diyordum. Buna herkes şaşkındı. Hiç böylesini görmedik herkes çıksın da artık bitsin derken ben hamileliğim hiç bitmesin istedim. Doğum çok güzeldi. Epidural sezaryen hiç korkulacak birşey değilmiş.
Hiçbir acı hissetmiyorsunuz, sonra bebeğiniz koynunuza geliyor. Burası var ya burası, bu hepsinden daha güzeldi.
Hayatımda bu yasadıklarımdan dolayı yer eden tüm kişi ve kurumlara çok teşekkür ediyorum.
Sevgiler,
Nuray
20 Kasım 2005
Lütfen! İzin almadan ve kaynak belirtmeden alıntı yapmayınız.