Zeynep Özer ve Efe'nin hikayesi
Eşimle 1997 yılında üniversitede tanıştım. Hatta onu ilk gördüğümde "Allah'ım neden bana böyle insanları nasip etmiyorsun?" demiştim ki, iyi ki de büyük konuşmuşum.
Sevgili eşim Burak ile müthiş geçen bir 4 yıllık arkadaşlıktan sonra 2001 yılında evlendik. Biz de herkes gibi hemen bebek istemiyorduk. Biraz birbirimizi tanıyalım, evliliğimizin tadını çıkaralım diyorduk. Öyle de oldu...
2004 Ağustos ayında Efe'me hamile kaldığımı öğrendim. Gerçi 1 yıl sonrası için planlar yapıyorduk ama iyi ki de daha önce gelmiş benim sürpriz yumurtam...
Hamile olduğumu öğrenince hem sevindim hem de çok şaşırdım. Bu arada tabi anneanne ve babaanneler bayram yapıyorlar. Ne de olsa bu kadar aradan sonra bizim de bir çocuğumuz olacaktı.
Neyse, hamileliğimin ilk ayları gayet güzeldi. Ama 32. haftaya geldiğimizde ve kontrole gittiğimde, doktor; bebeğimde bir gelişme geriliği olduğunu söyledi. Tabii o an benim bütün dünyam yıkıldı. Birden binlerce soru aklımdan sırayla geçmeye başlamıştı. Donup kalmıştım...
Daha sonra doktorum bana; amnios sıvısının azaldığını ve yeterince beslenemediği için vücut gelişiminin 3 hafta geride olduğunu ama sevindirici olan kafa gelişiminin 1 hafta ileride olduğunu söyledi. Ayrıca amnios sıvısı azalmaya devam ederse haftasından önce doğması gerektiğini söyledi. O yüzden bebeğin hareketlerini takibe almam gerektiğini anlattı. Ayrıca bu bebeğin sıkıntılı bir bebek olduğunu ve genelde bu tarz bebeklerin özel bir hormon salgılayıp akciğer gelişimini daha önce tamamladığını söyledi.
Annem, ben ve eşim kahrolduk tabi...
Kendimi suçlamaya başladım. Sanki bunun sebebi bendim. Neden gelmişti ki bu başıma, ne yapmıştım? Gayet sağlıklı beslenen, alkol-sigara hiç kullanmayan biriyim ve nasıl olur da bütün bunlar benim başıma gelirdi?
Tabi ağlamakla hiçbir sorun çözüme ulaşmıyor. "Bebeğime bir şey olursa ben de yaşayamam" diye düşünüyordum. Bir sürü şey okumaya başladım bu konuyla ilgili. "Ne kadar çok şey bilirsem o kadar az tedirgin olurum" diye düşünüyordum. Ayrıca ben pozitif düşünürsem, bebeğim daha dirençli olacak, hayata daha sımsıkı bağlanacaktı.
Neyse ki, bebişimin dirayeti ve canlılığı sayesinde 36. haftaya kadar geldik. Doktorum, bebeğin sağlığının gayet yerinde olduğunu, sadece kilo problemi olduğunu ve prematüre bebek olabileceğini söyledi. Artık daha fazla bekleyemeyeceklerini, bebeğin sıkıntıya girmeden doğması gerektiğini ve hangi gün doğum yapmak istediğimi sordu. Ben "23 Nisan" dedim ama doktorum çok geç olacağını söyledi, ben de 15 Nisan'ı seçtim.
Oğlumla buluşacağım o güzel gün geldi çattı. Ameliyat önlüğünü giydirdiler. İlk başlarda tedirgindim ama sağ olsun doktorum ve ameliyata girecek olan personel beni müthiş rahatlattılar. Hatta beni sedye ile götürmek istediler ama ben kendimi daha iyi hissedeceğimi düşündüğüm için ameliyathaneye yürüyerek girdim. Aklımda olan tek şey bebeğimi sağlıklı dünyaya getirmekti. Sürekli dua ediyordum. Yaradana onu bana bağışlaması ve sağlıklı olması için yalvarıyordum.
Efe ile ilk karşılaşmam...
Onu yanıma getirdiklerinde narkozun etkisinden tam çıkamamıştım. Yarı baygın bir şekilde ona baktım. "Sağlıklı mı?" diye sorduğumu hatırlıyorum. Gayet sağlıklıydı, fakat minnacıktı. 2.120gr doğmuştu ve 45cm idi.
Allah'ım bu ne kadar minik bir şeydi böyle. Uzaylı gibiydi ve bana benziyordu. Hep babasına benzeyecek diye hayal etmiştim. Yüzüne baktığımda ilk gördüğüm upuzun kirpikleriydi. Şok olmuştum, o kadar minik bir suratta o kirpikler nasıl da sırıtıyordu.
Ve gülümsediğinde yanağındaki gamzeleri fark ettim. İşte benden bir şey daha. Nasıl da yakışmıştı o minik yanaklarına...
Sezaryen olduğum için sütüm hemen gelmedi tabi. Canım annem sağ olsun, sütümün gelmesi için neler yapmadı ki... İçtiğim kayısı suyunun, kompostonun ve yediğim tavuk suyu çorbasının haddi hesabı yok.
Annelerimiz de olmasa ne yapardık bizler? Allah onların gönlünden ne geçiyorsa onlara nasip etsin...
Efem şimdi 8 aylık oldu ve o ışıl ışıl gözleri ile bana her baktığında anne olmanın o müthiş duygu selini her defasında daha da artarak yaşıyorum. Her defasında bu kadar büyük bir sevginin varlığına şaşırıyorum ve diliyorum ki; Allah dileyen isteyen her kadına bir çocuk nasip etsin...
Canım oğlum, iyi ki de varsın, iyi ki de benimsin. Sensiz ne kadar eksikmişim ve seninle ne kadar çok tamamlandık. Seni çok ama çok seviyorum.
Tüm annelere sevgilerimle...
Zeynep Özer
26 Aralık 2005
Lütfen! İzin almadan ve kaynak belirtmeden alıntı yapmayınız.