Burcu Tarhan Korkmaz - Ayşe Eda: Hörmet İnsanı
Temmuz -Ağustos 2003
Yaşasın yeniden 60 kiloyum hatta az zorlasam 58 bile olabilirim... Mutluluktan sarhoş gibiyim, 2 yıldır aynalara küs olan ben şimdi her şeyle, herkesle en önemlisi bedenimle barışığım...
Yeni şeyler alıyorum, zevkle deneyip zorlanmadan karar veriyorum... 40 bedenim var mı ötesi bütün vitrinler benim...
Genç kızlık günlerimin 38 beden haline göre hala tam oldum sayılmaz ama iyiyim, iyi hissediyorum, üstelik küçücük kızım bile değişen beni inceleyip "anne güzel oldu" deyip duruyor... Çocuklu ama zayıfım işte budur...:)
Eylül 2003
Bu kilo olayından çok fazla muzdaripmişim, bütün gardırobu yeniledim, nedense eskileri de beğenmiyorum, aldıkça kendimi iyi hissediyorum... Oldum zaten 58 kilo, yakında 38 beden bile giyebilirim...
Kızım 3 aydır çişini halletti, uykuları sorunsuz, her yere bizimle gelebiliyor... Özbakımıyla ilgili pek çok şeyi geride bıraktık... Allahım sana şükürler olsun... Kendimi kuş kadar hafif ve özgür hissediyorum...
Ahh bir de ikinci diye tutturan Korkmaz olmasa... :)
Ekim 2003
Yoğun bir dönem, koşturmaca, ay sonunda önemli bir toplantı için hazırlıklar, ayy koştur dur... Korkmazla köşe kapmaca oynuyoruz... Yahu daha yeni rahatladık ne çocuğu, imdat yani...Neyse Allahın izniyle olmaz bişey... Kaçmaya devam...
2 Kasım 2003
Bende bir haller var ama hayırlısı... Bakü’den henüz döndüm, yorgunum, berbat bir otelde kaldık, o kokuları hiç unutamayacağım, hamileliğimde bile bu kadar kusmadım, Allah esirgesin bir daha gitmem herhalde... Ramazan ayındayız ama oruç tutamıyorum, sürekli bir garip hal var üzerimde, bu hayra alamet değil bir şeyler yapmalıyım...
3 Kasım 2003
Ağlayarak aldım bu testi, dualar ede ede... İki pembelik gitmedi gitmiyor... Ağlamamı durduramıyorum... HAZIR DEĞİLİM...
Bir arkadaşa yazıyorum ertesi gün:
Ne hissedeceğimi ne düşüneceğimi hiç bilmiyorum... Sevinemiyorum, üzülemiyorum, havalara uçardım başka zaman olsa ama şimdi öyle havalanmıyor yüreğim... Oysa ilkinde ne kadar da farklıydı... Tam da doğum günümde dünyanın en güzel hediyesini almıştım... Dünyalar benimdi... Peki şimdi niye sevinemiyorum?
Meleğime bakıp bakıp ağladım dün gece, sonra doğumdan sonra ancak son 5-6 aydır zayıf dolaşan vücudumu izledim aynada... Hazır değilim diye bağırmak istedim... Hazır değilim... Bebeğim henüz 2,5 yaşında, tam her şey yeni yoluna girmişti, bizimle nereye olsa gelebilirdi, en zor zamanlarımız geçmişti, iş yerinde patronumla da çok iyi aramız...
Ama Hamileyim...
Her şey sil baştan yeniden...
Hamilelikten öylesine korkuyorum ki, bütün o testler, doktorlar, sonuçlar, istatistikler, amniyosentez, vesaire, vesiare, ve tabi ki doğum, emzirdim emziremedim, kilo aldı alamadı, gaz sancıları, uykusuz geceler, 3 ay, 6 ay, 9 ay sendromları, düzen arayışları, kim bakacak nasıl olacak soruları... Üstelik ilk çocuğun ihtiyaçları...
Sevgiden sevmekten boğulacağım biliyorum... Analık bunları bana unutturacaktır onu da biliyorum... Ama elimde değil nasıl da kötü tarafından bakıyorum her şeye nasıl da karamsarım... İkinci çocuğu mutlaka doğuracağım diyen ben şuanda bu satırları yazdığıma inanamıyorum... Şimdi zamanı değildi... Ne yapayım böyle hissediyorum...
Böylece başlayan bir macera, 9. aya kadar hamile olduğumu reddederek, bebeğimi gizli gizli severek, büyüğümü son ana kadar kucağımda gezdirerek, bütün vaktimi koca göbeğime rağmen onunla geçirerek ve bütün bu süre boyunca hamile kıyafetleri giymeyi reddederek... Pardon bir de kendi rekorumu kırıp sadece 12 kilo alarak...
Hazır değildim, kandırılmak, katakulliye getirilmek duyguları ile başladım zaten... Kabullenmem 32. haftaya kadar sürdü, iş yerime hamile olduğumu söylediğimde 6 aylık hamileydim ve patronum kulaklarına inanamadı... Hakikaten de ortada göbek falan yoktu, zaten hiç giymedim hamile kıyafeti... İlkinde karnımı milletin burnuna soka soka yürümek, hamile olduğumun anlaşılması hep mutlu ederdi beni... Nerdeeee bu sefer biri hamile misin diye sorsa utanarak cevap vermiyordum bile...
Sebep elbette hazır olmamamdı... Korkmaz’a kızgınlığım doğum sonrasında bile sürdü... Göbeğimi ve içindekini sevmekten hiç vazgeçmedim ama büyüğüme o kadar hayatımı adamıştım ki onunla her şey hep aynı kalmalıydı, bunu bebek bozamazdı!...
30 haftalık hamileyken bir daha asla gitmem dediğim Bakü’ye yeniden uçtum, yoğun geçen toplantının ardından, üç halı ve bir sürü ıvır zıvırla geri döndüm... Döndükten sonraki kontrolde Zeynep’i de doğurtan doktoruma 32. haftamda kontrole gittiğimde doktorum bebeğin gelişimiyle ilgili bir sorun olduğunu hemen NST ye bağlanmamı, ölçümlere göre bebeğin olması gereken haftadan 2 hafta küçük çıktığını söyledi... İşte bu olay, hamile olduğumu, bir can taşıdığımı anlamam için bir dönüm noktası oldu...
Hemen doktor değiştirdik, Tolga Ergin’le tanışmamız böylece oldu... O bizi ferahlatan, rahatlatan, her gün duacı olduğum sadece bir doktor değil tam bir insan... Anlaşıldı ki diğer doktorun ölçümlerinde hata var ve bebek olması gerektiği gibi büyüyor... Bu olaydan sonra elbette daha çok dikkat etmeye başladım ama son zamana kadar eski tempomda devam ettim... İki hafta kalana kadar çalıştım, son güne kadar araba kullandım, en ufacık anımı Zeynep’e adadım...
27 Haziran akşamı canım bir şey yemek istemdi, sadece birkaç dilim karpuz atıştırdım, Zeynomla oynadım, sıcaktı, bunaldım yattım... Ne zor şey yaz hamileliği...
Saat 02.00 civarı bir sancı ile uyandım mı desem yoksa hiç uyumuyor muydum... Banyoya gidemeden ayaklarımın arasından sular aktığını görünce Okan’ı kaldırdım... Doktorum bir kongre için şehir dışındaydı, cep telefonundan gecenin o saati aradım ama nasıl utanıyorum, binbir özür diliyorum sanki şimdi neden doğuruyorsun diyecek gibi... Hemen hastaneye gidin dedi ben Ümit beyi arayacağım o girecek doğuma...
Doğuma birkaç gün daha vardı, böyle planlamamıştık ama canım kızım hazır olduğu zamanı kendi belirledi... Normal doğum nasıl başlarmış ben de böylece azıcık da olsa yaşamış oldum...
Annem geldi, teyzem Zeynep’le kaldı... 27'sini 28'ine bağlayan saatlerde ilk gözağrımı öpüp koklayarak, dualarla yola çıktık...
Kontroller vs. derken doğumun başladığı anlaşıldı ve hiç tanımadığım ama bütün hayatımca gördüğüm en müşfik doktorla doğuma girdik... Saat 04:30 da pembe bir bebek kollarımdaydı... İlkinde emziremediğim bebeğime ihanet mi ediyorum duygularıyla meme verme çabaları, kan uyuşmazlığından kaynaklanan sarılık ve fototerapi maceralarımızı saymazsak her şey çok kolay geçti...
Zeynomun kardeşiyle ilk karşılaşması, kardeşinin ona getirdiği hediyeye sevinci, her şeyi ama her şeyi gözyaşları içinde hatırlıyorum şimdi... Kollarıma aldıktan sonra hele beni emmeye başladıktan sonra, onu öğrendiğimde döktüğüm gözyaşları için bebeğimden özür diledim...
.
Canım kızım tam da zamanında gelmişsin aramıza, ben gibi bir faniye Allahın işine karışmak haşa düşer mi... Baban ayarladı gibi görünse de seni bize yollayan Rabbıma binlerce kere şükürler olsun... O kadar tatlısın ki, sensiz bir hayat nasıldı hatırlamıyorum bile... Tek dileğim sağlıklı bir ömür sürmeniz daima güzellikler içinde doğru dürüst insan olmanız...
Ve Korkmaz bu seferlik affettim seni, başıma ördüğün ağların en güzeli için... Ama bir kez daha yapmazsın inşallah...:)
17 Temmuz 2006
Lütfen! İzin almadan ve kaynak belirtmeden alıntı yapmayınız.