Karadutum, Çatalkaram, Çingenem...
Kara kızımla birlikteliğimiz 1 Nisan 2002'de başladı. Tam da yaş kemale erdiği bir dönem ve asla çocuk düşünmediğim bir dönem. Öyle imkânsızlıklar içindeydim ki bu çocuğu dünyaya getirmemem lazımdı, çalıştığım yere başlayalı henüz birkaç ay olmuştu. Hayatımı bir düzene oturttuğumu sandığım bir dönem ve ardından çift çizgi. İlk önce işyerimde yaptığım testte çift çizgiyi görünce garip duygular hissettim!!!! İkinci çocuk !!!! çalışmak zorundayım!!! Nasıl olacak!!!!!! İşyerinde kimseye bir şey söylemeden hemen hastaneye gittim, test sonucu pozitif. Mutluluk, şaşkınlık, belirsizlik o kadar çok duygu kargaşasına girdim ki, hemen eşimi aradım o da herkes gibi "1 Nisan şakası yapıyorsun dimi?" diye bir tepki verdi. Birçok kişiyi inandıramadım zaten günün azizliğinden dolayı.
Allah biliyor bunu kimseden saklamama gerek yok aldırmayı bile düşündüm( şu anda bunu söylerken bile içim acıyor, nasıl böyle düşünmüşüm diye ) Hayatımda ikinci çocuğu hiç düşünmedim, oğlumla bir dünya kurmuştuk ve onun iyi eğitilmesi için tüm olanaklarımızı ona verecektik. Eşim çok mutluydu, ikinci çocuğa hep sıcak bakardı. Onun çok isteyen tavırları zaten bilinçaltımdaki tekrar anne olabilme duygularımı kabartmıştı. Asla aldıramazdım, çok zor sahip olduğum oğlumdan sonra bu da belki bana gönderilen bir mucizeydi. Mucize diyorum çünkü hiçbir korunma yöntemi kullanmazken evliliğimden 6 yıl sonra oğlum oldu, 7 yıl sonra da kızım.
Bu durumda kaderime boyun eğmeliydim. Şartların zorluğuna rağmen, mutlaka bir hayrı vardı bu çocuğun diye düşündüm.
2001 krizi içinde çok şeylerimizi kaybettik, iflas eden işyerimiz, giden birkaç ev ve arabalarımız, nakitlerimiz çok şeylerimiz gitti ve benim çalışmak zorunda olduğum bir dönem. Oğlum hatırı sayılır derecede iyi bir özel okula gidiyor onun masrafları da keza devam ediyor. Çocuk doğurmak hayal edilemeyecek bir durumdu.
Annemin sözleri beni çok kötü frenlemişti "eğer aldırırsan kızım hakkımı helal etmem, belki Allah sana da senin gibi hayırlı bir kız verir" demişti. Annem havalara uçuyordu ve bebek dünyaya gelsin ben bakacağım, sen yine çalışırsın diyordu. 1 Nisan 2002'de hamile olduğumu öğrendim ve 28 Nisan 2002'de ani bir kalp kriziyle annemi kaybettim.
Maalesef bakamadı, maalesef göremedi, maalesef beni derin acılarla bıraktı gitti.
Neye uğradığımı şaşırdım birkaç ay kendimde değildim, depresyon kelimesi bile az kalırdı yaşadıklarıma. Günde 2-3 paket sigara içiyordum, biliyordum zararlı olduğunu ama öyle bir ruh haline girmiştim ki, ben bile çözemiyordum. Ben ki her zaman güçlü olan insan ufaldım erdim bittim, tek bir şey beni kurtardı o da içimdeki yavrum. Ne zaman kıpırtılarını hissettim kendime gelmeye başladım. Herkes korkuyordu bu çocuk sağlıklı doğarsa mucize diyorlardı.
Maddi sıkıntılarımızın hat safhada olduğu dönemleri yaşıyorduk, annemi kaybettikten yaklaşık bir ay sonra bu sıkıntılarımızla yüzleşmeye başladık, öyle ki, annemin acısını unutturmaya başladı bana bu sıkıntılar. Bir taraftan hamileyim bir taraftan da bu tür ödemelerin altında ezilir hale gelmiştik. Sata sata hiçbir şey kalmadı. Oturduğumuz evden başka. Yine de yetişemiyorduk. Alacaklarımızı tahsil edemiyorduk. Allah o kadar büyük ki!! Bir süre sonra alamayız dediğimiz birçok parayı tahsil ettik, mucize eseri yıllar önceden kalan alacaklarımız bile karşımıza çıktı ödeme yaptılar. Eşim çok iyi bir işe başladı, derken biz kızım doğduktan birkaç ay sonrasında her şeyi temizlemiş ve hatta çok da rahat bir hale gelmiştik.
Hamileliğim çok stresli geçti ama bana en büyük darbeyi 3'lü test sonuçları vurdu. İki kez tekrarladığım testler sonucu maalesef risk çıkıyordu. Acaba bu bana bir ders miydi? O kadar sıkıntıların içinde bir de down'lu çocuk muydu acaba imtihanım? Detaylı ultrasonumda Dr. Süreyya Menteş down riski görmedi ve o gün de bebeğimin kız olduğunu öğrenmiştim. Herşeye rağmen içimizde bir şüphe kalmaması için hemen amniyosentez yapıldı, Dr. Süreyya Menteş yaptı amniyosentezimi, 3 günde merakla beklenen test ve down riski yok sonucu!!!!! Çok fazla kilo aldım tıpkı ilk hamileliğim gibi şeker taramaları vs. her şey yapıldı hiç bir şey çıkmadı. Sürekli ödem vardı vücudumda.
Hamileliğim boyunca hep çalıştım, işi bırakmadım.
Acı ve stresle geçen bir hamilelik oldu, oysaki ikinci çocuğum olsa çok mutlu bir hamilelik istemişimdir hep, daha bilinçli, daha tecrübeli olacağımı düşünmüşümdür ama maalesef canım kızıma çok önem veremedim. Oğlum ilkokula başlayacaktı ve bakıcı sorunu yaşıyorduk. Çalışmaya devam etmeme kararı aldım ve doğumuma 17 gün kala işten ayrıldım. Ne olursa olsundu artık, önce çocuklarımdı.
Oğlum sezaryen olduğu için kızım da öyle olacaktı. 17 Kasım 2002 Pazar günü olarak tarihi belirledik. Pazar günü olmasını özellikle ben istedim. Babamı 9 yaşındayken Pazar günü kaybettim, annemi Pazar günü kaybettim, oğlum Pazar günü doğdu ve kızımın da özellikle istedim Pazar doğmasını. Hiç sevmediğim Pazar gününe bir anlam daha katmak içindi belki. Doğum tarihim yaklaştıkça heyecan da fazlalaşıyordu tabi, sürekli aklımdaki soru "onca sigaralara ve yanlış beslenmelere karşı sağlıklı doğacak mı?" sorusuydu ve sürekli kendime kızıyordum.
Doğuma gidip de ameliyathaneye girişimde en son Oğlumun yüzünü hatırlıyorum ve çok ağladığımı. Benimle beraber herkes ağlıyordu. Ameliyathaneden çıkarken ayılmıştım ama flu bir hatırlama. Kızımla ilk bakışmamız dün gibi aklımda getirdiklerinde beyaz tulumlar giydirilmiş, tam bir kız çocuk suratı, kibar bir yüz, nokta gibi burun ve sürekli ağlayan bir anneye bakan badem gözler. Benim gibi sarışın bembeyaz bir kadından doğan kara kız. İlk sorduğum "sağlık durumu??" oldu. Çok şükür bir sorun çıkmadı Allahım çok güzel korumuş yavrumu, kara kızımı. İlk doğduğunda şimdiki gibi esmer değildi. Hiç kimse ?aaaa karakız? dememişti. Zamanla esmerleşti.
Ben gerçek anne olduğumu kızımdan sonra daha fazla hissettim. Sorumluluk ikiye çıkınca daha farklı bir ruh haline bürünüyor insan. Bebeğim, Güzel Ceren'im şimdi 4 yaşında, hala daha minyon çıtı pıtı bir cimcime. Muhteşem huzurlu bir çocuk, sanki o kadar sıkıntıları karnımda o çekmemiş gibi, bebekliğinden bu güne bir gece bile ne uyku sorunu ne de huysuzluğu oldu. Her zaman sakin ve akıllı bir çocuk. Abisinin hamileliğinde çok dikkat etmeme rağmen alerjik astımla doğdu ama Ceren maşallah sapasağlam. Doğumdan sonra yalnızdım sadece 3 gün kaldı kayınvalidem yanımda. Sonrasında hep yalnızdım. Tek başına yıkadım, tek başına büyüttüm meleğimi. Allah?a şükür bu günlere kadar geldik. Her zaman söylerim, bir güç bizi korudu diye. Kızım kısmetiyle, uğuruyla geldi.
İşin özeti öyle bir hamilelik ve doğum hikâyem oldu ki, bir kader silsilesi gibi, bir buçuk yıl içinde; hiç hamile kalamıyorken sanki mucize gibi olmadık bir anda hamile kaldım, dünya tatlısı kızım oldu, büyük darboğazları atlattık, annemi kaybettim darboğazların sıkıntısıyla uğraşırken annemin acısını unuttum. Her şey oldubitti ve yoluna girdi. Belki de bir ibret tablosu yaşadıklarım. Herkese çıkacak paylar mutlaka vardır. İnsan her türlü zorluğu aşabiliyor yeter ki inanç ve sabır olsun. Bu kadar sıkıntılar içinde hiçbir gün isyan etmedim "bunlar ne diye benim başıma geldi?" diye hayıflanmadım ve bunun mükâfatını da aldım. Allah'a şükür her şeyden önce bir tek ilaç bile kullanmadığım halde akıl sağlığım bozulmadı, çocuklarım sağlıklı, eşim sağlıklı. Bundan başka bir zenginlik yok hayatta. Gerisi boş dünya kaygıları...
İyi ki Allah'ım bu kadar hengâme içinde bana dayanma gücü veren kızımı verdi. Benim küçük arkadaşım.
Karadutum, Çatalkaram, Çingenem...
Nartanem, Nurtanem,Birtanem...
Oğlum ve kızım ikisi de hayatıma hayat katan canlarım benim, en az her anne kadar tutkunum ben de evlatlarıma
İyi ki varsınız, iyi ki benim yavrularımsınız.
Hayat hep gülsün size, bahtınız hep açık olsun.
Esma Kara
18 Ekim 2006
Lütfen! İzin almadan ve kaynak belirtmeden alıntı yapmayınız.