Merhaba;
Söze nereden başlayacağımı bilemiyorum ama bu bir tecrübenin hikâyesi ve bu tecrübeyi yaşamak zorunda kalanlara faydası olur düşüncesi ile yazıyorum bu satırları. Aşağıdaki satırlar günlüğümden ve ben olduğu gibi aktarıyorum.
03.09.08
Hâlâ hamileyim. Ama büyük ihtimalle onu birkaç gün içinde kaybedeceğim. Bu çok zor bir duygu... Kabullenmesi çok zor... Ama güçlü olmak ve kabullenmek zorundayım. Artık ağlamıyorum.
Varlığını öğrendiğimde nasıl mutlu olmuştum. Büyümesini bile beklemek zor gelirken onu %85 ihtimalle kaybedeceğimi öğrenmek. İlkönce inkâr ediyorsunuz. Olmayacak diyorsunuz. %15 ihtimal gerçekleşecek ve o büyüyecek.
İnsan psikolojisi bu ya... Doktorunuza kızıyorsunuz önce. Hatta kin duyuyorsunuz. Size olasılıklardan ve oranlardan bahsediyor. Onun için sadece tıbbi bir verisiniz ama siz bebeğinizi kaybediyorsunuz, hem de ilk bebeğinizi!
Biraz da araştırmacı ruhluysanız eğer internete sarılıyor ve yavaş yavaş %85´lik oranda olduğunuzu kabulleniyorsunuz. İçinizdeki acı o kadar büyük ki konuşabilen gülebilen insanlara şaşırıyorsunuz. Aldığınız nefes bile içinizi yakıyor. Gülebilme yeteneğinizi sonsuza kadar kaybettiğinizi sanıyorsunuz. İçinizden konuşmak bile gelmiyor. Belki mecbur kaldığınız için istemeye istemeye söylediğiniz birkaç kelime çıkıyor zorla ağzınızdan.
Teselli insanın canını bu kadar yakar mı hiç? Yeni öğrendim bunu. Oysa ne kadar iyi niyetliler. Rahatlamanız, mutlu olmanız için çalışıyorlar ama onlar konuştukça canınız acıyor. Hem öyle bir acı ki, hiç bu kadar yanmadığınızı fark ediyorsunuz. Dostların telefonlarını meşgule düşürüyorsunuz. Belki ilk defa karşıdakini düşünmüyorsunuz. Kırılırsa kırılsın!
İçinizde bunları yaşarken elinizden geldiğince güçlü olmaya ve çevrenizdekilere bir şey belli etmemeye çalışıyorsunuz. Sanki acı çekmek ayıpmış gibi. Aynanın karşısına geçip sen çok güçlü birisin diye tekrarlıyorsunuz onlarca kez. Ama titreyen dudaklarınız kendi söylediklerini bile duymuyor. Gözünüzden lavaboya düşen damlaların tık tık sesine mani olamıyorsunuz. Son bir gayret silip gözlerinizi çıkıyorsunuz lavabodan. Sanki insanlar aptalmış ve sizin ağladığınızı anlamayacakmış gibi.
Gece oluyor uyuyamıyorsunuz. Yatağın ne tarafına dönerseniz dönün fark etmiyor. Doktoru, interneti, mantığınızı, duanızı, her şeyi beyninizin içinde buluyorsunuz. Dünyanın en iyi eşine sahipsiniz ama o yanınızda hafiften horlayarak uyuyor. Canınız o kadar yanıyor ki onunla bile konuşmak istemiyorsunuz.
Çaresizlik bu ya! Elinizi karnınıza götürüyorsunuz yavaşça. Parmağınızın altında büyük ihtimalle sadece damarlardan birinin atışını hissediyorsunuz. Acaba doktorun duyamadığı kalp atışları bu mu diyorsunuz ve ardından düşüncenizin saçmalığına ağlıyorsunuz.
Sonra durumu kabulleniyorsunuz. Siz çok güçlü bir insansınız ve bunu yaşayan pek çok kişiden birisiniz. Normal hayata dönüp işi oluruna bırakmaya karar veriyorsunuz. İçinizdeki acı geçmiyor ama hafifliyor.
İşte şimdi tam da bu evredeyim. Onu kaybedeceğimi kabullendim. Zihnimi başka şeylere odaklamaya çalışıyorum. Kitaplar her zaman kurtarıcım oldu. Şimdi de öyle. Önümde iki kalın hukuk kitabım var ve kendimi bir süre işime ve kitaplarıma gömmeyi düşünüyorum...
06.09.08
Defteri ilk aldığım gün son sayfasına bu sayfayı yazarken acaba neler yaşamış neler öğrenmiş olacağım yazmışım. Hayat acısıyla tatlısıyla bir bütün ve biz bunları yaşayarak olgunlaşacağız, büyüyeceğiz ama kabul etmeliyim ki bunu yaşamak çok ağırdı.
Dün bebeğimi kaybettim. Büyük bir metanetle ameliyat masasına yattım ve onu benden aldılar. Yalnızca eşim başımdaydı. Öyle olmasını istedim.
Ne olduğunu, ne yaşadığımı, ne hissettiğimi yazmayacağım çünkü buna imkân yok. Bu öyle bir şey ki ne yazılabilir ne konuşulabilir. Yaşanabilir sadece ve ben de onu yapıyorum. Ama çok güçlüyüm. Bazen kendimi şaşırtacak kadar çok güçlüyüm.
Sakinliğe ihtiyacım var. Hiç olmadığı kadar...
İki farklı şiirle tamamlamak istiyorum satırlarımı, iki farklı benin söylendiği iki farklı şiirle…
Hayatta hiçbir şeyi istemedim senin kadar
Ve hiç bir şey özlemedim seni özlediğim kadar
***
Allahım! Senden ne gelecekse gelsin
Sen ki rahmetinle de kahrınla da güzelsin!
Saygılarımla...
SELDA ÖZCAN