Geçen yazımda söz vermiştim.
Yazıyorum şimdi.
Daha önce de belirttiğim üzere, bitkilere, doğal tedavilere, doğal beslenmeye karşı bir hassasiyetim var ve bu konuda da kendimce uyguladıklarım var.
Ben kendimce faydasını gördüğüme inanıyorum.
Ama tıp doktoru değilim. Herbalist değilim. Uzman değilim.
Bu nedenle burada yazmış olduğum uygulamalar kesinlikle geçerlidir diye bir iddiam yok.
Ve ben doktoruma güvenerek, onun belirlemiş olduğu programa sadık kalarak bu süreci yaşadım ve şimdi içimde kıpır kıpır tekmeler atan oğlumun içimde yeşermesi serüveni başladı.
Tüp bebek, umut ile umutsuzluğun ince dengesi üzerinde kurulmuş bir yol’dur.
Dilerim bu yoldan geçmek zorunda kalan her kadın bir gün içinde o minik tekmeleri hisseder ve günü geldiğinde de minik mucizesine/mucizelerine sağlıkla kavuşur.
Ben kendi tedavim esnasında bu tip bilgilerin çok nadir olduğunu keşfettim. Sitelerden birinde Amerika’da yaşayan bir bayanın önerdiği bir multivitamin vardı.
Oysa ben, tedaviye mümkün mertebe duru ve arınmış başlamak için ilaç bile almıyor sağlıklı beslenmeye her zamankinden daha fazla özen gösteriyordum.
Doktoruma sordum.
Bir ilaç önerdi bana.
Bu seferde düzenli olarak bunu kullanmaya başladım fakat daha sonra tedavinin belli bir aşamasında zaten farklı bir multivitamin verildiğini gördüm. Gerçi her ikisi de aynıymış, fakat benim tedavi öncesinde başladığım ilaç hamileliğin ilk aylarındaki bulantıyı arttırabiliyormuş. Daha sonra hamileliğimin 2. trimesterinde o ilacı da kullandım.
Bunun haricinde zaten pek sevmediğim Ada Çayından uzak durdum.
Bol bol Taze sıkılmış Portakal suyu tükettim sabahları.
Bir hamile nasıl titiz ve özenli besleniyorsa, tüm bu şekilde beslendim.
Sabahları kahvaltı sonrasında mutlaka Böğürtlen reçeli yedim (şekersiz, doğal bir ürün)
Bunun yanı sıra gün içersinde 3 fincan böğürtlen yaprağı çayı tükettim. Çoğunlukla şekersiz olarak. Canım şekerli tüketmek istediğinde ise içine Kekik balı ekledim.
Böğürtlen ve böğürtlen yaprağı dölyatağını güçlendirici etkiye sahip. Rahim içi ameliyatımdan sonrada toparlanmama çok katkı sağladı.
Sabahları papatya ve rezene çayı içiyordum (dönüşümlü olarak)
Ne yazıkki kahve isteğimi her zaman dizginleyemediğimden günde yada bazen 2 günde 1 bir kupa aromalı kahve içiyordum. Şekersiz ve bol sütlü. Hamile kalınca içimdeki isteği frenlemeyi başardım.
Haftada 1 kez de Nar Çiçeği çayı tükettim. Kramp çözücü olduğunu bildiğimden
Düzenli yoga ve nefes egzersizlerinden hiç vazgeçmedim. Tedavimde bana pozitif enerji sağladıklarına inanıyorum.
Yumurta toplama öncesi cilt bakımı yaptırdım.
Bu kendimi çok güzel ve iyi hissetmeme sebep oldu. Birde cilt bakımımı yapan kişi de ilgi ve iltifat gösterince kendimi o negatiflikten sıyırmıştım.
Doktora her gittiğimde her zamankinden daha özenli, daha şık olmaya gayret ediyordum.
Bu bebeğime giden bir yol’du ve ben bu yol’da alt olmayacaktım. Kendimi salmayacaktım.
İş yerinde de çok önemli işlerim olduğunda o gün her zamankinden daha özenli giyindiğimde, işime daha fazla sarıldığımı fark ediyorum. Psikolojik bir kendi kendini kandırmaca belki ama bende işe yaradığı kesin. Deneyin derim.
Bütün bunlar elbette olacağının garantisi değil.
Ama insana ihtiyacı olan pozitif enerji sağlıyor.
Peki ya transferden sonrası?
İşte işin en zor kısmı o zaman başlıyor.
Bizim tahmini transfer Pazar yada Pazartesi olacağından ve evde 24-36 saat istirahat öngörüldüğünden ben Pazartesinden Çarşamba gününe dek izin almıştım.
Cuma günü almış olduğum sürpriz haberle transferin Cumartesi olacağını öğrenmiştim.
Beklediğimden daha az embriyo olmuştu ve hepside kaliteli değildi.
Yıkılmıştım o gün.
Buna birde transfer heyecanı eklenenince Cuma gününü oldukça kötü geçirmiştim. (Oysan şimdi Cuma günleri bebeğimin hafta dönümü ve büyük bir heyecan kaynağı)
Toparlanmak için o akşam eve gitmeden dışarıda yemek yedik ve ardından da sinemaya gittik eşimle. Sanırım bir Komedi filmiydi gittiğimiz. Benim aklım başka yerdeydi ama yine de eve gidip beklemekten daha iyiydi.
Eve gittiğimizde ise yatak odamızda ufak tefek düzenlemeler yaptım.
Minik bir oyuncak kuzu ve uğur böceğini başımın ucuna yerleştirdim.
Islak mendil, antibakteriyel el temizleme losyonu, güzel kokan el kremi, mutfak havlusu ve birkaç kitap yerleştirdim başucuma.
Eve birkaç film aldık izlemek üzere.
Eşim de benimle birlikte 2 gün izin almıştı.
Doktorum yataktan çıkmamacasına yatmana gerek yok dese de ben WC dışında kalkmaya niyetli değildim.
Cumartesi transfer sonrası eve geldik ve ben yattım. Biraz uyudum.
Eşim bu süreçte hep yanımdaydı.
Hafif bir atıştırmalığı yatakta yedim fakat akşam yemeğini eşimle birlikte yemek odamızda yedik.
Evin derlenmesi, toplanması, yemek konusu ile eşim ilgilendi.
Laptopumuzdan bol bol güzel müzikler dinledik, DVD keyfi yaptık ve ilk günü böyle noktaladık.
2. gün salona uzandım.
Güzel çizgi filmleri, böğürtlen ve ıhlamur çayları, kitap seansları arasında yine genelde yatarak ama yine de kıpırtılı bir gün geçirdik.
3. ve 4. günlerde yine yemek vs. yapmaktan kaçındım fakat evin içinde daha hareketliydim.
Ufak tefek kendi işlerimi görüyor, internete giriyor ama bebek ve tüp bebek konusunda her konudan kaçıyordum.
Evde yapılacaklar da yavaş yavaş tükeniyordu.
5. gün eşim işe başladı bende kendimi moda ve takı konusuna vererek farklı kıyafet kombinasyonları vs. deneyerek geçirdim günümü. TV, kitap, biraz puzzle ve birkaç mektup yazarak tamamladım.
Bu süreç içersinde hem ben hem sevgilim bebeklerimizle hep konuştu.
Biz ne kadar kaçınsak da, bu konu hep gündemimizdeydi.
İşe başlayınca acaba oldu mu soruları nispeten azaldı. Hayatımızdan çıkmadı. Ama iş yerinde oyalanıyordum, daha az düşünüyordum. Ama boş bulduğum her fırsatta bebeklerimle konuşuyordum. Bu bana manevi bir güç veriyordu.
15 gün zor geçiyor.
O kan testinin sonucunun beklendiği yarım saat ise bir asır gibi.
Korku, heyecan, umut, umutsuzluk…..
Tarifi mümkün olmayan an’lar.
En çok da korkunun hakim olduğu an’lar….
Ama hep o almış olduğum 2 adet tulumun bir gün mutlaka içinin dolacağına dair inanç ve umut vardı.
Bebek yada Bebeklerinizin önce size sonra yaşama sımsıkı sarılması dileklerimle….
Bal Böceği ve Mikro Aşk Böceği (28+0)